Sanat ve toplum arasındaki ilişkiye odaklanan sanatçılar, sanatın doğası gereği mekânla bağlantılı olan heykel yaratım süreçlerini, tarihi çevre ile doğal çevre arasındaki ilişkilere bağlı olarak heykelin fiziksel ve sosyal çağrışımlarını ele alarak işaret dili oluşturmaktadırlar. Bu nedenle, heykel sanatçılarının çalışmalarında mekânlar merkezi bir rol üstlenmektedirler; çünkü mekânlar olmadan heykeller var olamaz. Heykeller bir mekânın yakından gözlemlenmesine olanak sağlayarak, onunla etkileşime giren, onun özelliklerini vurgulayan ve alışıla gelmiş algısını değiştiren, böylece sorular uyandıran ve olası yanıtlar sunan bir işaret dilidir. Bir ortamın okunmasında heykeller estetik prensibin dilini içermektedir. Tarihi çevre ve doğal çevre ile uyumlu heykeller, ortamın ziyaretçilerine gördükleri şey üzerinden bir derin düşünme aracı olarak yaklaşmalarına olanak sağlayarak, heykele aktif olarak katılım sağlayıp onunla bağ kurmaya teşvik etmektedir. Bu bakımdan heykeller doğal çevre ile izleyici arasında verimli bir diyaloğun başlangıcına da işaret ederek mekânın işaretlenmesinde önemli rol üstlenirler. Tarihi çevreler toplumu içinde barındıran sosyal, kültürel ve ekonomik yapısını, yaşam biçimini yansıtarak doğa ve insan ilişkilerini yansıtan büyük bir birikimin ifadesidir. Doğal çevre, bütün canlılar ile varlığını bildiğimiz, gözle göremediğimiz, yaşamı oluşturan, yaşama sisteminin oluşturduğu etkileşimi ve iletişimi oluşturan biyolojik, fiziki, kimyasal ekonomik sosyal ve kültürel yapıyı oluşturmaktadır. Bu çalışmada, heykel sanatının olanaklarının estetik değerler içerisinde mekânın işaretlenmesindeki rolü ele alınmaktadır. Mekânın işaretlenmesinde toplumun kültürü içinde var olan bir olayın mekânı ile değerlendirilmesinde yapılan heykellere yer verilmiştir. Doğal çevre de yapılan heykeller çevrenin bilinirliğine katkı sağlayarak o yere işaret ederek yerin yeniden mekânlaştırılmasına katkı sağlamaktadırlar.